Bu yazımda sana ilginç bir bilimsel bakış açısından bahsedeceğim. Böylece havalı bir şekilde anılabilirim. Ayrıca ne anlatacağımı söylemeyeceğim. Yalnızca okuduklarını hayal gücünle canlandırmanı istiyorum.
Dünya, güneşin etrafında dönmektedir. Dünyanın dönüş hızı yaklaşık saniyede 30 kilometre civarındadır. Ayrıca güneş sistemimiz de samanyolu galaksisinin merkezi etrafında dönmektedir. Bu da yaklaşık olarak saniyede 3 milyar kilometredir. Fazla görünse de bu değer ışık hızının binde birine yakındır.
Öte yandan samanyolu galaksisi de hareket etmektedir. Bu hız da yaklaşık saniyede yüzlerce kilometreye denk gelmektedir. Elbette samanyolu galaksimizin hangi merkez etrafında döndüğünü düşünebiliriz ancak insanlığın sahip olduğu teknoloji bunun için henüz çok yeni.
Dünyamızın büyük çekici denilen ve galaksimizin sürüklendiği nehirdeki hızı, ışık hızının yaklaşık yüzde birine yakındır. Daha yavaştır ama artık kıyaslanabilir düzeydedir.
Evrenimizin büyüklüğünün kaç milyar * trilyon kilometre olduğunu bilmek bu noktada başka bir perspektif kazanmanı sağlayacaktır. Çünkü “evrenin bilinen en uzak noktasına göre, dünyanın olası göreceli hızı, ışık hızının yaklaşık kaçta kaçı olabilirdi” sorusu bize aslında “madde/şey” algımızın ancak göreceli olacağını sunar.
Bilmelisin ki, dünyamızın evrenin (bilinen) en uzak noktasına göre hızı, ışık hızının üç katına yakındır (%333) ve ışık hızına ulaşan bir şey artık madde olarak anılmaz. Bir diğer söylemle, ışık hızının üç katında seyahat edemeyiz. Mümkünse bile şu anda bunu bilimsel olarak kavrayamayız.
Peki ya evrenin en uzak noktasında olan bir arkadaşımız yüzünü bize çevirip bakarsa, dünyada yaşayan bizleri ne olarak görür?
Göremez.
Çünkü ışık hızında hareket eden her şey ışıktır. Madde ve ışık günümüzde farklı ele alınan formlardır. Zaman bağlı olarak öngörülecek davranış biçimleri farklı matematiksel formüllerle tespit edilir. Örneğin bir arabanın hareket formülünde kütlesi ve hızı ele alınır, ışığın hesabında ise farklı değerler kullanılır.
Benim hipotezim şu şekilde: evrenin herhangi bir noktası için, o noktanın ışık hızında hareket ettiğini gözlemleyen bir başka nokta vardır. Yani evreni kapsayan bir tabloya yukarıdan bakıyoruz.
Geldiğimiz noktada evrendeki madde algısının yalnızca belirli sınırlar içerisinde ve göreceli olarak mevcut olduğunu savunuyorum. Bunun anlamı ise yoktan var olmaktır.
Tek fark halen daha yokuz.
Bence bu yaklaşım, çılgınca güzel ve havalı bir perspektif sunuyor. Tanrı manyağın teki 🤪
